Yalnız Kalmak İstemek!

Kim bilir, belki de tam şu anda, bu yazıyı okurken yalnız başınasınız. Her zaman olduğu gibi ya da ekstren bir durumun neticesinde. Şayet öyleyse çok daha merak uyandırıcı olacaktır konunun devamı sizin için hiç şüphesiz ki. Tedirgin olmadan, kafanızda soru işaretlerini arttırmadan, gönül rahatlığıyla okumaya devam edebilirsiniz. Çünkü, bir olguyu boylu boyunca iyi ya da kötü, siyah ya da beyaz gibi sınırlarla ayırmak mümkün değildir! Tıpkı şimdi üzerinde duracağımız yalnızlık gibi. Bu sadece genel hatlarıyla yalnızlık için değil, tüm uyarlamaları için de geçerlidir aynı zamanda. Yalnızlık korkusu, yalnız kalmaktan hoşlanmak, yalnız kalınca kafayı dinleme fırsatı bulmak. Hepsini bir bütün olarak ele almak gerekir ki, önü açık bir husus kalmasın.

Öncelikle mevcut durumumuzu kontrol etmemiz gerekiyor. Hayatımızın genel gidişatına şöyle bir göz gezdirelim. Ağırlıklı olarak nasıl ve ne şekilde geçiyor zamanımız? Mecburen kalabalık ortamlarda olduğumuz mekanlar ve zaman dilimleri haricinde (iş yeri, mecburi katılmak gereken etkinlikler ve benzeri gibi) neler yapıyoruz? Ne kadar aktif bir bireyiz, sosyallik düzeyimiz ne derecede?

Bu soruya vereceğiniz cevabın önemi çok büyük, çünkü kendinize güzel bir ince ayar çekmek için kesinlikle son derece yerinde bir analiz gerekiyor kendimize! Buradan yalnız kalmaktan hayıflanılması gerektiğine dair telkinde bulunduğumuz, bu olgudan kötü şekilde söz ettiğimiz anlamı çıkartılmasın lütfen. Aksine, onun da iyi yanlarına değinmek gerekiyor – ki değineceğiz zaten. Tabii ki öncelikle sözünü ettiğimiz şu ince ayarı kendimize geçtikten sonra! Peki, bunu nasıl gerçekleştireceğiz? Korkmayarak, alternatifleri görmeyi başararak, bazı kavramları gözümüzde büyütmekten vazgeçerek…

Yalnız Kalmayı İstemek?

Eğer kendimizi sosyal ve aktif olmayan bir profilde görüyorsak, kesinlikle şu alternatiflerin biraz daha üzerinde durmalıyız. Çünkü bunu yoksaydıkça yalnızlık süremiz derinleşmekte. Artmak ile derinleşmek arasındaki fark burada çok önemli, çünkü geri dönüşü olmayan bir bağımlılığa dönüşme riski ile karşı karşıya olduğumuzu söyleyebiliriz ne yazık ki. Öyleyse sosyalliğin sadece maddiyatla gerçekleştirilen bir olgu olmadığını aşılıyoruz kendimize.

Yalnız Olmak İstemiyorum!

Alıyoruz telefonu elimize, giriyoruz rehberimize ve en sıcak kim geliyorsa arıyoruz onu, yürüyoruz, geziyoruz, varsa deniz kenarında oturuyoruz. Yoksa güzel bir dinlenme parkına yönelebiliriz. Bunlar genelde maddiyat gerektirmeyen ve siz farkında olmasanız da ikili ilişkilerinizi, anılarnızı, hayata bağınızı çoğaltan şeylerdir! Evet, bu küçücük basit şeyler! Basit, çünkü gücünü bilmiyorsunuz. İkinci ihtimale dönelim, aradığınız kişiye ulaşamadınız ya da red mi aldınız? Bunda hiç moral düşürecek bir durum yok, herkesin, her zaman için birtakım işleri olması normaldir. Devam ediyoruz, mutlaka o saniye için frekansımızın uyuştuğu ve yanında birini isteyen bir kişiye rast geleceğiz, bu kaçınılmaz!

Sözünü ettiğimiz bu süreci en iyi şekilde yapmaya çalıştığımız zaman yalnızlık kavramı negatiften pozitife dönüyor demektir artık. Çünkü hayatımızı dolu dolu yaşamaya başladığımız zaman doğal olarak etkileşimlerimiz de artmaktadır ve bu bize farkında olmadan stres yükleyebilir. Bu açıdan baktığımız zaman yalnızlık yazımızın genelinde üzerinde durduğumuz ön koşulları yerine getirmek kaydıyla son derece sağlıklı olan ve belirli aralıklarla istenmesi doğal bir durumdur.

Endişeye yer yok, hayat ritminizi kontrol edin ve onu değiştirmeye hazır olun.

İlgili Yazılar

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.

error: Copyright! Yaşamloji